

"24 saatlik yorucu uçak yolculuğunun ardından eve gelip yattım uyudum." diyemeyeceğim çünkü 24 saatin sonunda beni host ailem karşıladı, eve valizleri bıraktık ve ardından oryantasyon kampına gitmek üzere Rotary otobüsüne teslim edildim. 16 saatlik bir yol gittikten sonra sonunda kapma vardık. "Hemen yattım uyudum" mu? Tabii ki hayır! Eşyalarımızı odamıza bırakmamız ve hazırlanmamız için bize yaklaşık 1 saat kadar süre tanıdılar ve hemen ardından festivale gittik. Evet, Meksika'nın bağımsızlığını ilan ettiği gün. "VIVA MEXİCO!". Bir sürü gösterinin ardından (Mariachi, dans, pembe payetli kıyafetler içerisinde şarkı söyleyen onlarca adam vs.)sokağa çıktık. Havai fişek gösterisi yaklaşık 1 saat sürdü. 1000'e yakın fişek patlattılar. Ben 500'den sonra dayanamayıp sokağın ortasında oturup uyudum. Evet sokakta oturarak uyudum! Gerçi hemen hemen tüm öğrenciler benim gibi "sünnetlik ceket"leriyle sokakta oturuyordu ama uyuyan tek bendim sanırım. Gösterilerin ardından odaya geldiğimde hatırladığım tek şey yatağa doğru sürüklenerek gittiğimdi.
Ertesi gün şelaleye gittik. 1000 basamak inip çıkmışızdır rahat. Şelale mükemmel ötesiydi.

Son gün ise kanyona gittik. Tam bir görsel şölen! Bir dahaki gidişimde kaya tırmanışı yapmak istiyorum. "Bucket List"e eklendi. İnsanın içi gidiyor kanyona baktıkça yahu.
Üç gün boyunca her sabah ve aksam konferans vardı. Ve her gün aynı şeyleri söylediler. Konferansın konusu "D"lerdi; "No Driving, no Date or sex, no Drinking, no Drugs, no Decorating your body with tattoo or piercing, no Downloading pornography." Evet, aynen bunları söylediler.

Her akşam yakılan kamp ateşi, bol miktarda marshmellow, bir de adını bir türlü öğrenemediğim gözler kapalıyken renkli devasa oyuncağımsı şeye vurup parçalamak suretiyle içindeki şekerlere ulaşmak temel amaç olan oyun (şimdi aldığım bir bilgiye göre oyunun adı "La Piata" imiş.) kampın rutiniydi.
Brezilya istilası! Evet, sanki dünyanın öbür ucundaymış gibi bütün Brezilyalılar gelmek için Meksika'yı seçmiş. Uzak dogululardan birinin Brezilyalı olduğunu öğrenince artık insanlara "Nerelisin?" diye sormayı bıraktım artık. Blazerim yeşil-sarı.
Yolculuklarda sürekli İspanyolca film izliyoruz. Leonardo diCaprio'yu "Si, grasias sinyorita" derken dinlemek enteresan bir duygu tabii... Yolculuk boyunca kahvaltı ya da aksam yemeği olarak hamburger verdiler. Besliyorlar bizi buralarda. Ayrıca bol bol çamur kıvamında ve dahi görünümünde yiyecek var burada. Enteresan seyler bunlar.

Her gördüğü acıyı "bana bir şey olmaz yeaa" demek suretiyle yiyenlerin sadece Türkler olduğunu sanırdım. Yanılmışım. Herkes gidip en acı chilli'yi yedi-icti. Tabii ki akabinde gözleri dolan, su ii terleyen, kipkirmizi olan, bütün kampın suyunu içen bir sürü insanlar doldu etrafımız. İsin enteresani, sevgili Abim ki kendisi dogma büyüme Meksikalı. O da bunu yaptı ve sonra dolaltaki tüm sütü bitirdi, yaklaşık 5 dakika da sesi yerine gelmedi.
Ben sadece tadına baktım. Mikron düzeyinde deniyorum ben biberleri. Benden bir tavsiye sakın ola ki bibere dokunduktan sonra görünüzü kaşımayın! Hele bunu unutup iki kere asla yapmayın. Tabii eğer kırmızı gözün moda olduğunu düşünmüyorsanız. Ki bazı soslar var sadece kalem ucu kadar denedim. Dudaklarım şişti. Ve evet, gözümü kasidim!

3 gunün ardından yine 17 saatlik br yolculuk. Chairman bize "Sabah 4 gibi Aguascalienges'de oluruz. Ailelerinize haber verin." dedi. Aradık söyledik. Hist babamin çok iyi bir ingilizcesi olmasına karşın aksanı için aynı şeyi soyleyemeyecegim. Ne yazık ki "Spanglish". Bu yüzden kendime USAlı bir "co-pilot" edindim. Sag olsun tercüme etti her şeyi bana. Tabii göz var nizam var aksam saat 7'de hâlâ Chihuahua'da olunca tekrar host ailelerimizi arayıp "Sanırım "biraz(!)" gecikeceğiz. Biz gelmeden yarım saat önce size haber veririz." dedik. İyi ki de demisiz lakin öğlen 14:00 gibi vardık Aguascalientes'e. Host ailemi 10 saat Kadar ayakta bekletmek iyi bir ilk izlenim olmazdı.

Okula başladım. Lise son öğrencileri bir kutu kibriti birbirine silikonlamak suretiyle abuk sabuk eşyalar yapıyorlar ya da güneş sistemini çizip boyuyorlar. Bir an endişelendim dunyayı doğru renge boyayabilecekler mı diye çünkü birinin elinde pembe gördüğüme eminim! Ama burada fransızca derslerimiz var. Fransızca öğretmeni çok iyi biri. Adı "jorje (horhe)" ama ona herkes "jorje" diyor. Sanırım en çok keyif alacağım ders fransızca olacak. Bu arada henüz İspanyolca derslerimiz başlamadı. Pazartesi başlayacakmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder