19 Ocak 2012 Perşembe

Puebla

Meksika'daki tum districtlerin gelecegi bir gezi vardi. Puebla gezisi... Puebla denilen sehir, Meksika'nin en guzel sehirlerinden biri. Binlerce bina koruma altinda. Peki Meksika'nin dort bir yanindan gelen yaklasik 500 Rotary ogrencisinin Puebla'ya dair gordugu sey ne? Bir tane meydan. Otobuslere dolusturup "sehir gezisi" icin yola ciktik, bizi daga cikarip tum gecekondulari gosterip geri getirdiler. Sonra da, "haydi sehrin icinde yuruyuse cikalim" dediler, 2 tane paylaconun esliginde (betimleme yapmiyorum, gercfekten 2 tane palyaco) gosterilerle iki sokak dolastik. Kisacasi Puebla'ya gittim; goremeden geldim.
Ote yandan tum districtlerle ayni anda ayni yerde olmak cok guzeldi. Sinerji... Otobusten inerken elimize rastgele bayraklar tutusturdular, sonra onu en yakin o bayragin sahibiyle degistirdik. Ulkelere ayrilmamizi istediler. Ben Amerikalilarla fotograf cekilirken, gunesin altinda kipkirmizi bir sey gordum, muhtemelen fotografta cok komik cikmisimdir cunku gordugum anda isiga dogru kostum. "Turk musun?!" dedim heyecanla, "Evet" cevabini duyar duymaz sarildim ona. Arkadan bir "Merhaba" duydum, ona da sarildim, ardindan bir "Ne oluyor yaa" duydum, ona da sarildim. Boyle 6 kisiye sarildim. Mutluydum, Turk vardi! Kizlardan biri, "Sen sehirde teksin galiba." dedi, gulumsedi. Dedim, "Ne sehri, bizim tum districtte iki kisiyiz zaten, o da bana 8 saat uzaklikta oturuyor.". 7 Turk meydandaki esas Turk bayragina dogru gittik, orada da bayragi tutan bir Turk vardi. Alfabetik sirayla ulkeler siralandi, sevgili Turkiye'm en arkada, arkamizda atlarla basladik yuruyuse. Onumuzde Taylandlilar vardi, yazik insanlarin tum fotograflarinda fonda sacma sapan pozlar veren bir grup insan var. Firlama her yerde firlama. Yuruyus boyunca, Istiklal Marsi, Mehter Marsi, Onuncu Yil Marsi, Tarkan, ... . Soylemedigimiz sarki kalmadi. Gun bitiminde bara goturduler bizi. Tabii ki alkolsuz, gidip adamlara "Sut, sek olsun." diyoruz, tabii ki anlamiyorlar, "kola kola" diyoruz biz de. Ha hos, tabii ki kola ile bile "sarhos oldum" ayagina yatanlar oldu 500 kisinin icinde.
Ertesi gunu African Safari'ye gittik. Guzel bir fikir, hayvanlar arazi icinde serbest dolasiyorlar, sen otobusun icindesin. Ardindan, kuslarla ilgili bir gosteri yapildi. Sonra da bizi 6'li gruplara ayirip "macera yarismasi" yaptilar. Oyunun cok basit bir mantigi var, elindeki ipuclarina gore gitmen gereken yeri buluyorsun, orada fiziksel bir performans sergiliyorsun (agacta asili olan seyi agaca tutunmadan ve hicbir alet kullanmadan almaya calismak, ellerinin uzerinde arkadasin seni ayaklarindan tutarken yurumek vs.) basarili olunca da yeni ipucunu aliyorsun. Bulmacalari ilk cozup final yerine giden kazaniyor. 2. olduk. Grubumuzun ismi de "Kediler"di bu arada. Tum gruplar bir hayvan ismiydi. En sonunda da dediler ki, Districtlere ayrilip 5-10 dk. lik bir gosteri hazirlayin. 1 district haric tum districtler "her ulkeden bir sey" mantigiyla gittiler. O farkli olan district de olayi cok onceden bildigi icin salsa gosterisi hazirlamis. Guzel, yapalim dedik, bu arada en kalabalik district bizimkisi. En az 90 kisiydik Puebla'ya gelen. Macar, Rus, Alman, Tayvan, Tayland, Cin, Turkiye, Brezilya (x50), ... . E her ulkeden en az bir kisi var bizde, herkes basladi yerel danslari ogretmeye. Tayland yazik elleri bir saga bir sola goturmekten ibaret. Tum erkekler de onu yapti isin uzucu tarafi. Rusya icin tepindik, Almanlarinki zaten Turklere benziyor, Macar dansi yaptik, bacaklarimiza vurmaktan bacaklar kizardi. Sira bana geldi, "Acilin" dedim, "Devasa bir daire yapin..." basladim bunlara damat halayi ogretmeye, yuz kisi bir saga kosturuyor bir sola, tum districtler durdu bizi izlediler. Sinerji vol.2... Amerikalilara sira gelince tabii ki "I'm sexy and i know it!". Neyse, oturduk yerimize. Tabii o zamana kadar aksam oldu, hava karardi. Sinekler saklandiklari yerden cikti. Pardon, sinek mi dedim? Yavru ejderhalar olarak duzeltiyorum onu. Hatta ejderhalar ve yarasalarin asklarinin meyvesi demek daha dogru olur, cunku, kondugunu hissetmiyorsunuz; kolunuza dumble birakilmis gibi hissediyorsunuz, kolunuz agirlasiyor resmen. Isirdiklarinda da, kabarikligin capi 3,5 cm. Evet, olctum. Sevgili Macar arkadasimizin sehri de sinek cenneti oldugu icin isi ona biraktik, kagitlar yaktik, kipirdamadik vs. Ise yaradi az-cok... Macar dansinin neden bacaklarini kizartasiya kadar tokatlamak oldugunu anladim o sineklerden sonra. Tabii bu sinek tuyolarindan once, kendi "sinek dansi"mizi yaratmistik, kollar yorgunluktan olesiye kadar kollari rastgele savurmak... Ama saka yapmiyorum, resmen sinekler gorusunuzu kisitliyor yahu. 10 metre otedeki sinegi bile gorebiliyorsunuz, hem o kadar buyukler, hem o kadar coklar...
Otellere donduk, tabii ki 500 kisi icin birden fazla otel var. Ben de Turklerden biri ile ayni oteldeymisim ama bir kere bile denk gelmez mi insan, gelmedik. Cay ve Turk lokumu vardi yaninda birinin, resmen ot muhamelesi yaptik onlara; gittik gizli gizli yedik, birileri geliyor mu diye baktik. Paylasasimiz yoktu cunku, her ne kadar guzel bir lokum olmasa da Turk lokumuydu o ve sadece ama sadece bizim olmaliydi (Bkz.: My Precious). Neyse benimle ayni otelde kalan kisi caylara el koydu, aksam cay icecektik sozde, onlarin gozetmenleri birakmayinca disari, cay da yalan oldu haliyle. Bir vedalasamadik bile kimseyle...
Kisacasi Puebla'yi bilmem ama, gezi oldukca keyifli gecti...

1 Kasım 2011 Salı

Dikkat Festival Çikabilir

Ben bu yasima geldim (alt tarafi 18 yasindasin arkadas bir agir ol) bu kadar festival seven bir ulke gormedim. Uc festival ayni haftaya denk gelir mi yahu?! Iste Meksika'daysaniz geliyor. Oluler haftasi, cadilar bayrami, sehrin kurtulusu, bolgenin kurtulusu, ulkenin kurtulusu,ekim geldi kutlayalim, bahar geldi kutlayalim... Ya bir oturun yerinizde! Festivale doymuyorlar. Surekli bir etkinlik var burada. Bos durmak imkansiz. "Meksikalilar tembeldir, nasil bu kadar etkinlik yapiyorlar?" diye soranlar icin soyleyeyim, tembeller zaten. Utanmasalar gunde yirmi saat uyuyacaklar. Ancak 18:00-04:30 saatleri arasinda oldukca enerjik oluyor bu arkadaslar. O festival senin bu festival benim geziyorlar. Ha zaten festivalin olmadigi zamanlar da her hafta sonu parti var. "Neyi kutluyorsunuz bu kadar?" sorusunun cevabi oldukca basit;  "Hafta sonunu." Eglenmek icin yok efendim festivaldi dansti kurtlarimi dokesim var diyen arkadaslar, hic brezilya falan hikaye atlayin ilk ucaga 16 saat sonra eglencenin gobegindesiniz.
   Gecen hafta sonu Guanajuato'daki bir kultur festivaline gittik. Guvenlik sebeplerinden dolayi ne muze acmislar ne sergi. Varsin olsun "Meksikali degil miyiz, burada olmayi kutlariz" diyen bir milyona yakin topluluk yine eglenceye doyamadi. Tum sokak sarkicilarini dinledik, tum canli heykellerle fotograf cekildik. Festivade degil miyiz, eglence durmak bilmez...

28 Ekim 2011 Cuma

Meksika İle İlgili Bilinmesi Gerekenler


Meksika ile ilgili herkesin hemfikir oldugu bircok yalnis dusunce var. Gordukce yazayim dedim...
•Tekila içmiyorlar. Evet, viski iciyorlar, bira iciyorlar ama tekila içmiyorlar. Hatta içen gördüklerinde "haha bak turist" diye dalga geciyorlar.
•Bir buçuk aydır buradayım, daha bir tane kaktüs, bir tane veranda (akabinde verandada oturan yaşlı ve ürkütücü adam) görmedim.
•Onlar buralarda yabancilari çok seviyorlar.
•Öyle önüne gelen kavruk değil. Hatta en az Türkiye'deki kadar sarisin var burada. Ben daha iki tane betimlemelere uyan Meksikalı gördüm.
•Öyle ber her çöl değil. Yerlerde boğa kafataslarına falan rastlanmıyor. (Ama her evde bir kesilmiş boğa kulağı var. Malum matadorluk pek popüler buralarda.)

Sudan Kesilmiş Venedik


Hafta sonu abim ve arkadaşlarıyla "Guanajuato"ya gittik. Çok büyük bir sehir değil ama tek kelimeyle büyüleyici. Ya sehrin kendisi mutlu bir kere. Bir de sehir Venedik'in susuz halı. O kadar benziyor ki... Ama bu sehir birazcık daha neşeli. Tüm binalar kırmızının turuncunun yeşilin en canlı tonlarınız boyanmış. Her yer rengarenk. Oturup saatlerce izlenesi. Ha bir de tam bir deniz kıyısı sehri modunda teraslarda cafeler yapay cimlerle ve güneşten tam anlamıyla yararlanacak sekilde tasarlanmış. insan ister istemez mutlu oluyor orada durdukca. Zaten sehrin cazibesine dayanamayıp tatili 1 gün daha uzattık. Bir de sehirde arabayla giderken insan kendini dikiş iğnesi gibi hissediyor çünkü bir tünelden çıkıp öbür tünele giriyorsunuz sürekli. Yeraltı sehri de diyemiyorum çünkü dagın tepesinde bir sehir. Tünellerde yayan gidilebiliyor. Güzelim taş tüneller, mükemmel isimlerle aydınlatılmış bir de. Tadından yenmiyor. E tabii haliyle gothic bir sehir. Peki gothic deyince aklınıza gelen ilk isim kim? Evet, doğru tahmin; Tim Burton'ın orada evi var ve zaman zaman orada yaşıyor. Kısacası ölmeden yapılması gerekenler listenize buraya gelmeyi mutlaka ekleyin çünkü inanın bana eğer bu sehri görmezseniz hayatınızda büyük bir eksiklik var demektir...       

29 Eylül 2011 Perşembe

Una Pieza Español

İspanyolca güzel dil. Buradaki ikinci haftam ve artık temel soruları anlayabiliyorum hatta büyük çoğunluğunu cevaplayabiliyorum. Fransızca'ya benzemesi benim için büyük bir avantaj tabii. Birçok kelimenin sonuna "-tra", "-ore", ya da "-ana" ekleyince, oluyorlar İspanyolca!
Tabii İspanyolca'daki birbirine benzeyen kelimeleri de iyi ayırt etmek gerekiyor. "quiero" sevmek iken "quiero es" istemek. Dikkatli olmak lazım! Bugün abime "Mutfaktan bir şey ister misin?" diye sormaya çalışırken "Seni seviyorum mutfaktan bir şey." dedim. Karmaşık şeyler bunlar.
Haftanın beş günü, günde bir saat İspanyolca dersimiz var. Ne yazık ki İspanyolca öğretmenimiz İspanyolca'dan başka hiçbir dil bilmiyor. Haliyle anlatması da anlaması da oldukça zor ve yorucu oluyor. Ama bir şekilde öğreniyoruz sonuçta...

26 Eylül 2011 Pazartesi

Müzik Ruhun Gıdasıdır



Müzik ruhun gıdası demişler, doğrudur. Burada ruhumu bol bol besleyebiliyorum. Büyük abimin bir müzik grubu var. Albüm çıkartmak üzereler. E haliyle bol bol stüdyo ortamı görüyorum ben de. Bugün kayda başladılar. İlk defa stüdyonun içerisinde canlı müzik dinliyorum şu anda. Alıyor götürüyor ne diyeyim. Fotoğraf makinamı almadığıma bin pişmanım, lakin "behind the scene" yapmayı planlıyordum.
Bugün büyük abimle elektro keman arayışına çıktık. Amma pahalanmış elektro kemanlar arkadaş. Geçen sene 600$'a bulduğunuz kemanın aynısı bu sene 1.300$. Şaka değil. E-bay en yakın arkadaşımız oldu tabii akabinde.
Kulak zarlarım patlama aşamasında olsa da şu anda çok güzel vakit geçiriyorum. Darısı kaydımın başına...
Haydi ben biraz daha ruhumu besleyeceğim. Stüdyodan sevgilerle şimdilik...

23 Eylül 2011 Cuma

İsimler ve Cisimler

Burada ismimle ilgili oldukça enteresan tepkiler alıyorum. Sadece Meksikalılardan değil; herkesten. Adımla rap yapan da var, deyim yaratan da. Bir kısmı da adımın Asya olmasının sebebini Asya kıtasında yaşamam sanıyor. Çok az insana Gediz dedim çünkü, çoğunluk tarafından "Asya" bile telaffuz edilemezken, onlara "Gediz" dedirtmek acımasızca olurdu.
Öte yandan İspanyolca'da adım ile uzun cümleler kurulabiliyor.
Bir de adımı yazılı olarak gören herkes "Gediz"i soyadım zannediyor (iki soyadları olduğu için bu şaşırtıcı olmasa gerek.).
Enteresandır, Almanca'da "azie gdizt" küfürmüş. Bu benzerlik yüzünden adım Almanlarda bir şok etkisi yarattı.

•"Her name is Asya and she will kick your ass ya!"
•"Asya ir a hacia Asia ("Asya ira Asya Asya" okunuyor. "Asya, Asya kıtasına gidiyor" anlamına geliyor.).