Gecen hafta sonu Guanajuato'daki bir kultur festivaline gittik. Guvenlik sebeplerinden dolayi ne muze acmislar ne sergi. Varsin olsun "Meksikali degil miyiz, burada olmayi kutlariz" diyen bir milyona yakin topluluk yine eglenceye doyamadi. Tum sokak sarkicilarini dinledik, tum canli heykellerle fotograf cekildik. Festivade degil miyiz, eglence durmak bilmez...
1 Kasım 2011 Salı
Dikkat Festival Çikabilir
Gecen hafta sonu Guanajuato'daki bir kultur festivaline gittik. Guvenlik sebeplerinden dolayi ne muze acmislar ne sergi. Varsin olsun "Meksikali degil miyiz, burada olmayi kutlariz" diyen bir milyona yakin topluluk yine eglenceye doyamadi. Tum sokak sarkicilarini dinledik, tum canli heykellerle fotograf cekildik. Festivade degil miyiz, eglence durmak bilmez...
28 Ekim 2011 Cuma
Meksika İle İlgili Bilinmesi Gerekenler
Meksika ile ilgili herkesin hemfikir oldugu bircok yalnis dusunce var. Gordukce yazayim dedim...
•Bir buçuk aydır buradayım, daha bir tane kaktüs, bir tane veranda (akabinde verandada oturan yaşlı ve ürkütücü adam) görmedim.
•Onlar buralarda yabancilari çok seviyorlar.
•Öyle önüne gelen kavruk değil. Hatta en az Türkiye'deki kadar sarisin var burada. Ben daha iki tane betimlemelere uyan Meksikalı gördüm.
•Öyle ber her çöl değil. Yerlerde boğa kafataslarına falan rastlanmıyor. (Ama her evde bir kesilmiş boğa kulağı var. Malum matadorluk pek popüler buralarda.)
Sudan Kesilmiş Venedik
29 Eylül 2011 Perşembe
Una Pieza Español
İspanyolca güzel dil. Buradaki ikinci haftam ve artık temel soruları anlayabiliyorum hatta büyük çoğunluğunu cevaplayabiliyorum. Fransızca'ya benzemesi benim için büyük bir avantaj tabii. Birçok kelimenin sonuna "-tra", "-ore", ya da "-ana" ekleyince, oluyorlar İspanyolca!
Tabii İspanyolca'daki birbirine benzeyen kelimeleri de iyi ayırt etmek gerekiyor. "quiero" sevmek iken "quiero es" istemek. Dikkatli olmak lazım! Bugün abime "Mutfaktan bir şey ister misin?" diye sormaya çalışırken "Seni seviyorum mutfaktan bir şey." dedim. Karmaşık şeyler bunlar.
Haftanın beş günü, günde bir saat İspanyolca dersimiz var. Ne yazık ki İspanyolca öğretmenimiz İspanyolca'dan başka hiçbir dil bilmiyor. Haliyle anlatması da anlaması da oldukça zor ve yorucu oluyor. Ama bir şekilde öğreniyoruz sonuçta...
Tabii İspanyolca'daki birbirine benzeyen kelimeleri de iyi ayırt etmek gerekiyor. "quiero" sevmek iken "quiero es" istemek. Dikkatli olmak lazım! Bugün abime "Mutfaktan bir şey ister misin?" diye sormaya çalışırken "Seni seviyorum mutfaktan bir şey." dedim. Karmaşık şeyler bunlar.
Haftanın beş günü, günde bir saat İspanyolca dersimiz var. Ne yazık ki İspanyolca öğretmenimiz İspanyolca'dan başka hiçbir dil bilmiyor. Haliyle anlatması da anlaması da oldukça zor ve yorucu oluyor. Ama bir şekilde öğreniyoruz sonuçta...
26 Eylül 2011 Pazartesi
Müzik Ruhun Gıdasıdır
Bugün büyük abimle elektro keman arayışına çıktık. Amma pahalanmış elektro kemanlar arkadaş. Geçen sene 600$'a bulduğunuz kemanın aynısı bu sene 1.300$. Şaka değil. E-bay en yakın arkadaşımız oldu tabii akabinde.
Kulak zarlarım patlama aşamasında olsa da şu anda çok güzel vakit geçiriyorum. Darısı kaydımın başına...
Haydi ben biraz daha ruhumu besleyeceğim. Stüdyodan sevgilerle şimdilik...
23 Eylül 2011 Cuma
İsimler ve Cisimler
Burada ismimle ilgili oldukça enteresan tepkiler alıyorum. Sadece Meksikalılardan değil; herkesten. Adımla rap yapan da var, deyim yaratan da. Bir kısmı da adımın Asya olmasının sebebini Asya kıtasında yaşamam sanıyor. Çok az insana Gediz dedim çünkü, çoğunluk tarafından "Asya" bile telaffuz edilemezken, onlara "Gediz" dedirtmek acımasızca olurdu.
Öte yandan İspanyolca'da adım ile uzun cümleler kurulabiliyor.
Bir de adımı yazılı olarak gören herkes "Gediz"i soyadım zannediyor (iki soyadları olduğu için bu şaşırtıcı olmasa gerek.).
Enteresandır, Almanca'da "azie gdizt" küfürmüş. Bu benzerlik yüzünden adım Almanlarda bir şok etkisi yarattı.
•"Her name is Asya and she will kick your ass ya!"
•"Asya ir a hacia Asia ("Asya ira Asya Asya" okunuyor. "Asya, Asya kıtasına gidiyor" anlamına geliyor.).
Öte yandan İspanyolca'da adım ile uzun cümleler kurulabiliyor.
Bir de adımı yazılı olarak gören herkes "Gediz"i soyadım zannediyor (iki soyadları olduğu için bu şaşırtıcı olmasa gerek.).
Enteresandır, Almanca'da "azie gdizt" küfürmüş. Bu benzerlik yüzünden adım Almanlarda bir şok etkisi yarattı.
•"Her name is Asya and she will kick your ass ya!"
•"Asya ir a hacia Asia ("Asya ira Asya Asya" okunuyor. "Asya, Asya kıtasına gidiyor" anlamına geliyor.).
21 Eylül 2011 Çarşamba
Benim Güzel "Çekirdek" Host Ailem
Host annemin 10; host babamın da 7 ya da 15 (tam net hatırlamıyorum) kadreşi olduğunu varsayarsak, oldukça "çekirdek" bir ailedeyim. Koskoca şehirde herkes abilerimin kuzeni. Şaka değil. Yolda giderken sürekli birilerini selamlayıp geyik yapıyorlar. Ve hepsi de 1. dereceden kuzenler!
Büyük Abimin futbol takımı var. Bir maçında şaka olsun diye, küçük abime "Burada kaç kuzenin var?" dedim. "En az 5" cevabını aldım. Aile takımı falan değil. Bildigin resmi takım. Bu arada takımlar 7 kişilik. 14'te 5+1 hiç de az olmasa gerek...



Küçük Abim Andres, "Ö" yü ve "Ü" söylemeye çalışırken can çekişiyor. Ve sonuç ne yazık ki başarısız. Büyük Abim Fernando da tüm gün onun taklidini yaparak dalga geçiyor. Bu arada Fernando taklit konusunda oldukça başarılı.
Abilerim çok iyi araba kullanıyorlar. Her yere arabayla gidiyoruz. İşin güzel yanı, bir yerlere gidiyoruz. Yani beni evde bırakıp arkadaşlarıyla buluşmaya gitmiyorlar. Beni de yanlarında götürüyorlar.
Aguascalientes'deki ilk günümde beni alıp şehir tanıtım turuna çıkardılar.
Evde İngilizce'yi bilmeyen tek kişi host anne. Onunla da sadece 5 dakika kadar yalnız kaldık. Tabii ki sonunda pes edip Andres'i aradık, bize tercümanlık yaptı.
Abilerime her şeyi soruyorum "O ne, bu ne, bu ne demek, şunu nasıl söylerim?". Bıkmadan usanmadan ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Tabii karşılığında ben de onlara Türkçe'sini öğretiyorum. Güzel bir anlaşmamız var.
Yavaş yavaş bazı şeyleri anlıyorum. Yani mevzuyu biliyorsam kelimeleri eşleştirebiliyorum.
Burada birkaç kere Amerikalı ve Meksikalı sanıldım. Bir kere de Ke$ha'ya benzetildim. Evet, burası kör kaynıyor.
Büyük Abim albüm yapma aşamasında. Birkaç şarkılarında keman çalmamı istedi. En cool halimi takınıp(!) "oluuUuuUr" dedim. Ayrıca piyanosunu kullanmama izin veriyor. Hatta izin vermekle kalmayıp "Biraz piyano çalış." diyor. Güzel şeyler bunlar tabii.
Host babam, geldiğim ilk gün bana "Ehliyetin var mı?" diye sordu. Şaşırtıcı. Ama tabii ki araba kullanmanın yasak olduğunu söyledim. Hoş, zaten ehliyetim de yok. Sadece bunu sorması enteresandı.
Andres'in bir sürü arkadaşı benimle aynı okulda. İnsanlar çok Türk görünümlüler. Herkese "Selam n'aber?!" diyesim geliyor.
Aileme Türk kahvesi yaptım. Türk lokumuna bayıldılar. Ve kahvenin ardından bana fal baktırdılar. Kahveye de bayıldılar ancak Andres gece uyuyamamış kahveden. Olur böyle şeyler. Büyük abime tavla öğrettim. Tavlayı koltuğumun altına koymak için sabırsızlansa da, henüz beni yenebilmiş değil. Rakıya Paris'te el koymasalardı çok güzel olabilirdi. Seveceklerine emindim.
Bana Türkiye'nin en enteresan yemeklerinden birini sordular. Kokoreçi anlattım. Burada yapmaya çalışacaklar. Host babam böyle enteresan şeylere çıldırıyor. "Hi hi hiii" diye gülmeye başlıyor.
Hot Tamale yedim. Çok enteresan bir şey. Yani hiç Türk değil (e haliyle tabii). Muz kabuğuna ya da mısır yaprağına sarılarak pişiriliyor. Süpersonik lezzetli bir şey değil ama denenmeli.
Bu arada hâlâ Taco yemedim.
Kuzenlerden birinin çiftliği varmış. At falan. Değişik şeyler bunlar...
Büyük abime "Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?" demeyi öğretiyorum. Zor bir yola baş koyduk ama pes etmiyoruz. Öğrenmesine az kaldı!
Büyük Abimin futbol takımı var. Bir maçında şaka olsun diye, küçük abime "Burada kaç kuzenin var?" dedim. "En az 5" cevabını aldım. Aile takımı falan değil. Bildigin resmi takım. Bu arada takımlar 7 kişilik. 14'te 5+1 hiç de az olmasa gerek...
Abilerim çok iyi araba kullanıyorlar. Her yere arabayla gidiyoruz. İşin güzel yanı, bir yerlere gidiyoruz. Yani beni evde bırakıp arkadaşlarıyla buluşmaya gitmiyorlar. Beni de yanlarında götürüyorlar.
Aguascalientes'deki ilk günümde beni alıp şehir tanıtım turuna çıkardılar.
Evde İngilizce'yi bilmeyen tek kişi host anne. Onunla da sadece 5 dakika kadar yalnız kaldık. Tabii ki sonunda pes edip Andres'i aradık, bize tercümanlık yaptı.
Abilerime her şeyi soruyorum "O ne, bu ne, bu ne demek, şunu nasıl söylerim?". Bıkmadan usanmadan ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Tabii karşılığında ben de onlara Türkçe'sini öğretiyorum. Güzel bir anlaşmamız var.
Yavaş yavaş bazı şeyleri anlıyorum. Yani mevzuyu biliyorsam kelimeleri eşleştirebiliyorum.
Burada birkaç kere Amerikalı ve Meksikalı sanıldım. Bir kere de Ke$ha'ya benzetildim. Evet, burası kör kaynıyor.
Host babam, geldiğim ilk gün bana "Ehliyetin var mı?" diye sordu. Şaşırtıcı. Ama tabii ki araba kullanmanın yasak olduğunu söyledim. Hoş, zaten ehliyetim de yok. Sadece bunu sorması enteresandı.
Andres'in bir sürü arkadaşı benimle aynı okulda. İnsanlar çok Türk görünümlüler. Herkese "Selam n'aber?!" diyesim geliyor.
Hot Tamale yedim. Çok enteresan bir şey. Yani hiç Türk değil (e haliyle tabii). Muz kabuğuna ya da mısır yaprağına sarılarak pişiriliyor. Süpersonik lezzetli bir şey değil ama denenmeli.
Bu arada hâlâ Taco yemedim.
Kuzenlerden birinin çiftliği varmış. At falan. Değişik şeyler bunlar...
Büyük abime "Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?" demeyi öğretiyorum. Zor bir yola baş koyduk ama pes etmiyoruz. Öğrenmesine az kaldı!
Meksika ve Türkiye Arasındaki 7 Fark (Hayır Tabii ki Daha Falza)
•Selamlaşırken tek yanaktan öpüyorlar. Erkekler birbirlerini hiç öpmüyor.
•Ayakkabılar çıkmıyor. Hatta bununla da kalınmayıp yatağa falan da ayakkabıyla uzanılıyor. Sonra aynı yerlere yalın ayak basılıyor.
•Her evde en az 1 köpek 2 kedi var. Olmayanı dövüyorlar (Bizim evde 3 köpek 4 kedi var.)
•Onlarda "Ö" ve "Ü" yok. Yani harf olarak değil; ses olarak da yok.
•Araba kullanma yaşı 16. Ama 18'ine kadar ehliyetinin geçerliliği akşam saat 23:00'e kadar.
•"Lise Son" onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Kürdanları birbirine yapıştırıp, güneş sistemini boyayıp derslerde yerde yatıyorlar. Hoca diğer öğrencilere dersi, yatanların üzerinden atlayarak anlatıyor.
•Arabada bir bayan varsa illa o öne oturuyor. Aksi söz konusu bile değil.
•İki soyadları var; biri anneden, biri babadan (Çok uzun isimli olmalarının sebebi de bu olsa gerek.).
Gezmek Gibisi Yok Yahu
Ertesi gün şelaleye gittik. 1000 basamak inip çıkmışızdır rahat. Şelale mükemmel ötesiydi.
Üç gün boyunca her sabah ve aksam konferans vardı. Ve her gün aynı şeyleri söylediler. Konferansın konusu "D"lerdi; "No Driving, no Date or sex, no Drinking, no Drugs, no Decorating your body with tattoo or piercing, no Downloading pornography." Evet, aynen bunları söylediler.
Brezilya istilası! Evet, sanki dünyanın öbür ucundaymış gibi bütün Brezilyalılar gelmek için Meksika'yı seçmiş. Uzak dogululardan birinin Brezilyalı olduğunu öğrenince artık insanlara "Nerelisin?" diye sormayı bıraktım artık. Blazerim yeşil-sarı.
Yolculuklarda sürekli İspanyolca film izliyoruz. Leonardo diCaprio'yu "Si, grasias sinyorita" derken dinlemek enteresan bir duygu tabii... Yolculuk boyunca kahvaltı ya da aksam yemeği olarak hamburger verdiler. Besliyorlar bizi buralarda. Ayrıca bol bol çamur kıvamında ve dahi görünümünde yiyecek var burada. Enteresan seyler bunlar.
Ben sadece tadına baktım. Mikron düzeyinde deniyorum ben biberleri. Benden bir tavsiye sakın ola ki bibere dokunduktan sonra görünüzü kaşımayın! Hele bunu unutup iki kere asla yapmayın. Tabii eğer kırmızı gözün moda olduğunu düşünmüyorsanız. Ki bazı soslar var sadece kalem ucu kadar denedim. Dudaklarım şişti. Ve evet, gözümü kasidim!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)