Büyük Abimin futbol takımı var. Bir maçında şaka olsun diye, küçük abime "Burada kaç kuzenin var?" dedim. "En az 5" cevabını aldım. Aile takımı falan değil. Bildigin resmi takım. Bu arada takımlar 7 kişilik. 14'te 5+1 hiç de az olmasa gerek...
Abilerim çok iyi araba kullanıyorlar. Her yere arabayla gidiyoruz. İşin güzel yanı, bir yerlere gidiyoruz. Yani beni evde bırakıp arkadaşlarıyla buluşmaya gitmiyorlar. Beni de yanlarında götürüyorlar.
Aguascalientes'deki ilk günümde beni alıp şehir tanıtım turuna çıkardılar.
Evde İngilizce'yi bilmeyen tek kişi host anne. Onunla da sadece 5 dakika kadar yalnız kaldık. Tabii ki sonunda pes edip Andres'i aradık, bize tercümanlık yaptı.
Abilerime her şeyi soruyorum "O ne, bu ne, bu ne demek, şunu nasıl söylerim?". Bıkmadan usanmadan ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Tabii karşılığında ben de onlara Türkçe'sini öğretiyorum. Güzel bir anlaşmamız var.
Yavaş yavaş bazı şeyleri anlıyorum. Yani mevzuyu biliyorsam kelimeleri eşleştirebiliyorum.
Burada birkaç kere Amerikalı ve Meksikalı sanıldım. Bir kere de Ke$ha'ya benzetildim. Evet, burası kör kaynıyor.
Host babam, geldiğim ilk gün bana "Ehliyetin var mı?" diye sordu. Şaşırtıcı. Ama tabii ki araba kullanmanın yasak olduğunu söyledim. Hoş, zaten ehliyetim de yok. Sadece bunu sorması enteresandı.
Andres'in bir sürü arkadaşı benimle aynı okulda. İnsanlar çok Türk görünümlüler. Herkese "Selam n'aber?!" diyesim geliyor.
Hot Tamale yedim. Çok enteresan bir şey. Yani hiç Türk değil (e haliyle tabii). Muz kabuğuna ya da mısır yaprağına sarılarak pişiriliyor. Süpersonik lezzetli bir şey değil ama denenmeli.
Bu arada hâlâ Taco yemedim.
Kuzenlerden birinin çiftliği varmış. At falan. Değişik şeyler bunlar...
Büyük abime "Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?" demeyi öğretiyorum. Zor bir yola baş koyduk ama pes etmiyoruz. Öğrenmesine az kaldı!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder